19 Kasım 2008 Çarşamba

ÇOCUKLUĞUMUN EVLERİ

Kimi küçücük küçücüktür evlerin
Tepe çukur demeden kurulmuş
Rüzgarlarla arkadaş
Sis ve selle tanış
Kimi başını kaldırır bakar
Kimi cılız ağaçların gölgelerinde kalmış

Kimi evlerin pencereleri fabrikalara bakar
Paydos düdüklerinin sesiyle titrer
Ter ve demirin yolunda
Bir çift yorgun dudakta su
Ve kara bacalarda duman
Bir korku kol geziyormuşçasına
Daracık taşlı sokaklarda
Kimi iyice birbirlerine sokulmuş

Kimi evler gökyüzünün maviliğine uzanır
Bir şeytan uçurtması sevecenliğinde
İnce, dar ve küçük pencereli
Apartman olmaya özenmiş
Kiminin içine Bin bir duygudan
Göz yorgunu yürek kırgını
El emeği, düş çiçeği
Bin bir renkten kilimler serilmiş
Ve kırık sevdalar üstüne yazılmış
Yağlı boyayla kocaman bir numara
Kimi tahtadan bir sokak kapısıdır yalnızca

Eski bir çalar saat
Güneşli bir takvim
Düşlerden haber getiren dizeler özenle okunmuş
Ve yavuz zırhlısı
Ve prenses Süreyya’nın hüzünlü yüzü
Ve başkaca bir şeyle süslenmemiş
Bir de yüreğindeki umuttan başka
Beyaz badanalı duvarlardır kimi evler
Kimi içlerine kocaman bir umut sığdırılmış

Yüzleri demiryoluna bakar kimi evlerin
Tel tel örülmüş saçlarından kızların
Trenler geçer güzel düşleri üstünden
Rüzgarlara gizlenmiş sevdaları taşır
Yeniden yeniden açılan falları
Her gün doğumunda umutlu bir kuş
Her akşam dikenler içinde bir yürek
Her düdük sesiyle yeniden çırpınan
Trenler geçer kimi evlerin pencerelerinden

Kimi düşler çiçektir bir de
En soğuk mevsimde renklenen
Kimi evler ise gül yapraklarıyla
Erik çiçekleriyle gizlemiştir
Yoksulluğun yaralı yüzünü
Kimi aslanağızlarıyla
Açalyalar, Lâtin çiçekleriyle
Sevilmemiş kaktüslerle
Kimi evlerin bahçeleri renk tarlasıdır
Kimi teneke içinde çiçekler dizilmiş bir penceredir

Kimi evlerin pencereleri güneşe bakar
Keskin bir bıçak olur ışık
Ve bir kadının kuşkulu bakışları
Bağırıp çağıran çocuklar dışarıda
Daracık sokaklarda bir satıcı sesi
İçeride bir adam uykusuzluğun pençesinde
Bir o yana döner bir bu yana
Yorgun yatakta dokuz canlı
Gürültüyle korkutulmuş bir ovadır kimi evler
Kimi gündüz uykusunda kıvranan bir gece işçisidir.

Kimi evlerin yüreğinde gurbet
Mektuplarla gelen bir türkü olur
Yalnızlıklarla bir ezgi
Ve soğuk gecelerin karanlıklarında
Tutuşur yanar özlem
İçinde sabrın küllendiği
Teneke bir soba olur yaşam
Ardında güle ağlaya bir bebek
Çocuk sesiyle sevinir kimi evler
Kimi geleceğe ninni söyleyen tahta bir beşiktir.

Hüseyin Akyüz

05 Aralık 2007 Çarşamba

YAŞAMIN RENKLERİNİ ONLARLA ÖĞRENDİK...


KÜÇÜK BİR SANDAL
Açılınca kapılar
Küçük kara kınından
Kaçsam gitsem
Hiç ardıma bakmadan

Yürüyünce serseri
Ceketim omzumda
Yorgun ve suskun
Ellerim ceplerimde
Yürüyünce yosun kokan
Başımın üstünde dalgın
Birkaç ak bulut gibi
Rüzgarları kardeşçe bağrına basan

Umutlarla yüklü bir geminin
Ardına takılsam
Küçük bir sandala özenip
Sürüklensem usulca
Sürüklensem
Güzel duygular boyunca

Ne fırtınalarla boğuşsam
Yılgınlığımla artık
Ne de yaşamın dağlarında
Yavru bir ceylan olsam
Ürkek ve şaşkın
Öylesine işte
Küçük bir sandal
Unutulmuş bir hayale doğru
Geçince gemiler
Geçince kuşlar izlerinden
Sürüklensem gitsem
Hiç ardıma bakmadan
17.8.1979

06 Kasım 2007 Salı

EGE'DE BİR KOY

Mavi kaplumbağama binip, sabah gün ışımadan yollara düşecek kadar heyecanla dağların ardına, nehirlerin aktığı ovalara, rüzgarların estiği kıyılara doğru gittiğim günleri çok özlüyorum.
Alanya’yı, Marmaris’i, Kaş’ı, Kalkan’ı, Kekova’yı, Datça’nın sessiz koylarını, mandalina bahçeleli köyleri, nar bahçeli evleri, henüz naylon poşet değmemiş kumsalları hep bu heyecanla tanımıştım.
Şimdi buralar kentleşip, adı var kendi yok hallere düştü.
Nereyi gidip gördüysem sonunun öyle olması yüzünden yeni yerler aramaktan vazgeçmiştim artık.
Bu yıl Temmuz ortalarıydı.
Ayvalık’a doğru gidiyordum.
Çanakkaleden sonra ana yoldan ayrılıp kıyıdaki köy yollarından gideceğim tuttu.
Behramkale’ye yaklaşırken denize doğru giden bir yol gördüm. Yoldaki güzel bir ağacın ardı görünmüyordu. Unuttuğum bir duygu kırdırdı birden arabanını direksiyonunu. Ağacın önünden denize doğru saldım kendimi.
Tepelerin arasında Sokakağzı denilen bakir bir koy.
Kumlarda bir tane çöp bulamassın. Deniz bir akvaryum gibi berrak.
Geceler sessiz.

İnsanlar kumlara sereserpe oturup yıldızları seyrederek zaman geçiriyor.
Ne bir televizyon ışıltısı görebilirsiniz, ne bir otomobil kornası ne de disko müziği gürültüsü duyabilirsiniz.
Üç gece kalıp isteksizce oradan ayrılıken, keşke gelip görmeseydim burasını diye geçti içimden.
Biliyorum bütün keşfettiğim öteki cennetler gibi burası da çok geçmeden betonlaşıp, adı var kendi yok hallare düşecek.

SOKAKAĞZI KOYUNDAN GÖRÜNTÜLER









MARMARA'DA GÜNDOĞUMU

Tahta, demir ve beton kapıları aşıp
Balıkçı kahvesine iniyorum yatağımdan
Alaca bir aydınlık örtüyor geride
Küçük bahçelerde ağaçları
Yamaçları, sokakları, evleri
Değişik bir puslanma
Değişik bir serinlik havada
İlkyaz yaşamımıza girmek istiyor artık

Hafif bir sisin içinde
Uzaktan uzağa Prenses adaları
Ardımda gecekondu mahalleleri karanlık
Yine koyu bir sisin içinde oraları
Duygulu yüreğim, dalgın gözlerimle
Beride daha sönmemiş ışıklarla
Bir yılan gibi kıvrılıyor kıyı
Birer tahta baraka görünümünde içki evleri
Martıların çığlıklarıyla birlikte dağılıyor
Keskin anason ve şarap kokusu

Gecede ıslanmış tahta bir sandalyede
Ağır ağır çayımı karıştırıyorum
Karşılıklı bakışıyorlar
Yüreğim, gözlerim ve deniz
Suları mı dinliyorum
Yoksa özlediğim yüzler mi geçiyor usumdan
Ayakları çürümüş eski iskeleden
Brecht'in şiirlerini fısıldıyor sanki bir ses

" Paskalya bugün, Pazar sabahı
Adada fırtına birden dindi
Yeşeren çalılarda hala kar var..."

Özlenen bahar yalnızca bu olmamalı
Yani salt yeşil ve beyaz özlemi
Duyguların da çiçekler açması var
Böyle düşünüyorum
Ve deniz uslu bir çocuk gibi
Sessizce çalkalanıyor
Boyaları dökülmüş balıkçı kayıkları
Kabanlarına sarılmış deniz emekçileri
Hızla akıyorlar gittikçe ağaran çevrene

Derken tanıdık bir ses
Sıkkın yüreğime atılırcasına
Yuvarlanıyor tepeden aşağıya
Sabahın ilk treni geçiyor
Bir kurşun gibi patladığı andır bu
İçimdeki tüm sessizliklerin.
5.7.1982


hüseyin akyüz

05 Kasım 2007 Pazartesi

hayaller de geçer...